Türkiye'de pejmürde tarım (2)

Doğru politikalarla, doğru planlama ve bakış açısı ile tarım, krizde olan ekonomi için tünelin ucundaki ışıktır. Genç tohumlar olduğu sürece…

(Yazının birinci kısmını okumak için tıklayın.)

Kısa vadeli krediler tohumluk, kimyevi gübre, bitkisel ve hayvansal üretimde ilaç kullanımı, akaryakıt ve benzeri ihtiyaçlar için kullanılan ve vadeleri en çok 1 yıl olan kredilerdir. Bununla birlikte orta ve uzun vadeli krediler, tarımsal işletmenin canlı ve cansız demirbaş unsurlarını oluşturan her türlü tarımsal araç-gereç, iş ve irat (gelir getiren) hayvanlarının sağlanması için ve yatırım amacıyla kullanılır. Kullandırılan tarımsal nakdi kredilerin (kısa + orta ve uzun krediler) içinde kısa ve orta-uzun vade kredilerin paylarındaki ağırlık gelişimi ilginç bir şekilde son 3 yılda aniden orta ve uzun vadeli kredilere kayıyor. İlk yıllarda oranla başa baş iken 2006 yılı ile birlikte ağırlık kısa vadeli kredilere geçiyor.

Burada kısa vadeli kredilerdeki önemli artış şu şekilde yorumlanabilir: Girdi maliyetlerinin çiftçiler aleyhine gelişmesi, devletin ürün-girdi piyasasından çekilmesi, çiftçilerin ürün-girdi piyasasını kontrol edenlere karşı yalnız kalması ve tarımsal desteklerin cari fiyatlarla artarken sabit fiyatlarla azalması gibi nedenlerden dolayı çiftçiler tarımsal üretimi devam ettirmek ya da günü kurtarmak amacıyla kısa vadeli kredilere eğilim göstermişler. Ancak daha sonra kısa vadeli kredilerin ağırlığı hızla düşmeye başlıyor. Bu ilk başta tarıma çok ciddi yatırımların yapılmaya başlandığı, çiftçilerin artık çoğunlukla mazot, gübre, ilaç, tohum almak için kredi almadığı, bunun yerine arazi-traktör-alet-ekipman almak, çiftlik kurmak gibi amaçlarla kredi aldığı fikrini oluşturuyor. Ancak durumun daha başka olduğunu söylemek gerek. Bankalarda çalışan tarım kredi uzmanlarına göre orta ve uzun vadeli krediler iki nedenden dolayı arttı. Birinci neden Kırsal Kalkınma kapsamında kullandırılan kredilerden dolayı. Ancak bunun etkisi düşük. Zaten bu krediler de ödeme gücü yüksek olan zengin çiftçilere kullandırılıyor. Büyük etkiyi ise ikinci neden yaratıyor. O da şöyle: Bankalar ödemesi gelmiş ancak ödenmeyen kredileri takibe atmamak için bunları zamana yayarak yapılandırmaya gidiyorlar. Bununla birlikte diğer bankalara borcu olan çiftçiler başka bir bankadan orta ve uzun vade kredi kullanarak diğer bankalara olan borcunu kapatıyor ve borcunu zamana yayıyor. Örneğin Anadolu Bank’a tarım kredisi borcu olan çiftçi Denizbank’a gidip orta ve uzun vade kredi kullanarak Anadolu Bank’a olan borcunu kapatıyor. Yani kullandırılan orta ve uzun vade kredilerin çoğunluğu yatırım için değil.

Son 30 yılda yok olan tarım topraklarının yüzde 70’i AKP dönemine ait

Çiftçilerin yoksullaşması, borçlanması, tarımın itibar kaybetmesi, gençlerin kırsalı terk edip tarımla uğraşmak istememesi, şehirlerin kırsala doğru genişlemesi ile gittikçe büyüyen hizmet ve inşaat sektörünün tarım arazilerine hücum etmesi tarım alanlarının AKP’li yıllarda hızla daralmasına neden oldu. 1987 ile 2002 yılları arasındaki 15 yılda 1 milyon 348 bin hektar (yüzde 5) azalırken, 2002 ile 2017 yılları arasındaki 15 yılda ise 3 milyon 203 bin hektar (yüzde 12) tarım arazisi yok oldu. Yani son 30 yılda yok olan tarım topraklarının yüzde 70’i AKP’li yıllarda gerçekleşti.

Peki ya sonuç?

Tarımda TZDK, SEK, TÜGSAŞ, İGSAŞ, TEKEL, EBK, TMO (Şeker Pancarı Fabrikaları) gibi ürün ve girdi piyasalarında etkin olan kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi ve özelleştirmenin de önünü açan tarım politikalarının serbestleştirilmesiyle çiftçiler piyasanın vahşi koşullarına terk edildi. Bunun sonucunda çiftçiler yoksullaştı ve tarımı terk etmeye başladı. Tarım alanlarına inşaat ve hizmet sektörü hücum etti. Milyonlarca hektar tarım arazisi yok oldu.

Türkiye tarımında sorunlar kapitalizmin çözemeyeceği kadar birikti. Bir çöküş yaşanıyor. Aslında bu çöküşü ciddi ciddi gördükleri için “Milli Tarım Projesi”ni ortaya attılar. Bu yüzden de gübreden KDV’yi kaldırıp mazot parasının yarısını biz vereceğiz diyorlar. Ancak hala tohum, gübre, ilaç vb. girdi piyasaları uluslararası tekellerin kontrolünde ve piyasa mekanizmasının yarattığı sorunu piyasa mekanizmasıyla çözemezsiniz. Türkiye tarımında birikmiş sorunların çözümü merkezi planlamadır.

Sorunlar çözümsüz değil

Tarımda; yapısal, ekonomik, sosyolojik, kültürel, yasal, örgütlenme ve daha birçok konuda ciddi sorunlarımız var. Bana göre temel sorun; iktidarların ve toplumun genel olarak tarımı önemsememesi, yok sayması ve bunun sonucunda da değersizleştirilmesidir.

Bu temel sorunu kalıcı ve en öncelikli olarak çözmemiz, tarıma değer vermemiz ve değer kazandırmamız gerekiyor. Daha yalın bir anlatımla tarıma bakışımızı değiştirmemiz şart.

Bunu başarabilirsek, üretimi planlayarak arttıracak, girdilerde özelleştirmeye bağımlılığı minimum düzeye indirecek, arazi bölünmesini önleyecek, verimliliği artıracak, örgütlenmeyi sağlayacak, katma değeri yüksek, kaliteli, sağlıklı ve güvenli ürünler üretecek, hem üreticinin para kazanabileceği hem tüketicinin uygun fiyatla sağlıklı ürünler tüketebileceği, ihracatta rekorların kırılacağı bir tarım sektörü yaratılabilir. Bu hayal değil. Sahip olduğumuz tarım potansiyeli buna olanak veriyor. Merkezi planlama sorunları toplum ve doğa yararına çözecektir.

Özetle, uygulanan politikaları en çok eleştirenlerden birisi olarak asla umutsuz değilim. Doğru politikalarla, doğru planlama ve bakış açısı ile tarım, krizde olan ekonomi için tünelin ucundaki ışıktır. Genç tohumlar olduğu sürece…

Tarım bitmez.