'İsimsiz' kahramanların 'Teşkilat'lı kötülüğü

Muktedir; İsimsizler’iyle, Teşkilat’ıyla ve de bütün teknolojik imkânlarıyla gerçeklerin üzerini örtebildiğini ya da gerçeği yeniden inşa edebildiğini sana dursun; biz de 12 yaşında 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ı hatırlamaya ve hatırlatmaya devam edelim.

2017 yılının mart ayında yayınlanmaya başlayan İsimler dizisi -benzerleriyle beraber- planlanan ve uygulanmaya başlanan ‘çökertme planı’nın senaryolarıyla donatılmıştı. Dizi; kaymakamlık binasında yaşanan bir patlamanın ardından, yaşamını yitiren kaymakamın yerine şehre gelen yeni kaymakam ve ekibinin ‘vatan’ mücadelesini içeriyordu. ‘Vatan’ sınırlarıyla da yetinmiyor, aşağılara iniyor, bir Türk’ün nasıl dünyaya bedel olduğunu ve bir Kürt’ün de ancak emperyalizme ‘uşak’ olabileceğini izleyiciye sunuyordu. Acı değildir ki ve de ifade edilmelidir ki, dizi devlet tarihinin en karanlık olaylarından biri üzerine kurulmuştu: 10 Kasım 2016 tarihinde Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk'ün makamına konulan bombanın patlatılması olayı.

Olayın ardından 71 kişi gözaltına alındı ve tutuklanan 15 kişi daha sonra serbest bırakıldı. Kaymakamlıkta Yazı İşleri Şefi olarak görev yapan Şerif Mesutoğlu ise, saldırının tek faili olarak yargılandı, iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 28 yıl hapis cezası aldı. Haksızlığa uğradığını anlatmaya çabalayan Mesutoğlu, SEGBİS ile bağlandığı duruşmada kendisini yakarak hayatına son vermek istedi.

Davanın ilk duruşmalarında Mardin Valisi Mustafa Yaman’la birlikte demeçler veren Safitürk’ün ailesi ise bir süre sonra olayda karanlık yönlerin olduğunu söylemeye ve fail olarak Vali Yaman ile Derik Emniyet Müdürü Mustafa Hakan Kutluay’ı işaret etmeye başladı. Hatta abi Ali Haydar Safitürk sosyal medya hesabından şunları söyledi: “Şehit Muhammet Fatih Safitürk'ün katilleri… O gün ilan edildiği gibi yazı işleri müdürü ve ekibi değildir. Onlar beraat ettiler. Mevcut tüm belge ve tanık ifadelerine göre zamanın valisi Mustafa Yaman ve emniyet amiri Mustafa Hakan Kutluay'dır…..”

Bu açık cümlelerin ardından abi Safitürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da seslenerek tehdit edildiğini belirti: “Davayı kapatmam konusunda çok ağır baskılara maruz kaldığımı sizlere arz ediyorum..”

Koca bir yalan

Hepimizin hatırındadır ki, kaymakamlıkta yaşanan patlama, ‘çözüm masası’nın devrilmesi ve elbette ki 7 Haziran yenilgisinin ardından başlayan sürecin önemli olaylarından biriydi. Kaymakamlıkta patlayan bir bomba; tutuklanan, iki kere ağırlaştırılmış müebbet alan ve sesini duyurmak için kendisini yakan bir kaymakamlık çalışanı; valiyi ve emniyet müdürünü açık açık saldırının faili olarak işaret eden, üstüne tehdit edildiğini açıklayan bir aile ve bu olay üzerine kurulan bir dizi. Koca bir yalan, yalan üzerinden kurtarılan bir vatan.

*

İsimsizler dizisi ‘çökertme planı’nın tek yapımı değildi. Çok sayıda benzer konulu içerik piyasaya sürüldü ve sürülmeye devam ediyor. ‘Teşkilat’ adlı dizi de bunlardan birisi. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın faaliyetlerini konu alan dizi iki temel olay üzerine kurulu.

Acıdan öfkenin haklılığına varmak

Bunlardan birincisi; ‘Solingen Faciası’ olarak bilinen ve 1993 yılında Neo-Nazilerin Türkiyeli bir göçmen ailenin evini yakması sonucu üçü çocuk beş kişinin yaşamını yitirdiği olay. Dizide başrol oyuncusu da benzer bir süreç yaşıyor ve ailesini kaybettiği olaydan sağ kurtularak, bir ajan olarak yetiştiriliyor. Başrol oyuncusunun geçmişine dair bilgi, yaratılmak istenen algı açısından önemli. Çünkü bu öfkenin dayanağı, onu istihbaratçı olmaya ve hesap sormaya götürüyor. Bu açıdan bakıldığında dizide amaç; acıdan, öfkenin haklılığına varmaksa şayet; bir taraftan da baskılardan, zulümlerden, katliamlardan sağ kurtulabilen Kürt çocuklarının öfkesini, bu öfkenin haklılığını ‘teröristlik’ olarak görmek en hafif tabirle ikiyüzlülük değil mi? Ki acıdan öfkeye varmak ve de öfkesini örgütlemek ‘isimsiz’ kahramanlara mahsus değilse sadece; Kürtlerin yarasına merhem aramasına, acısına derman bulmasına ve öfkesini örgütlemesine karşı bu düşmanlık nedendir?

Dizinin üzerine kurulduğu diğer olay ise SİHA üretiminde yer alan mühendislerin Ankara’da öldürülmesi ve SİHA bilgilerinin çalınması olayı. Uçak kazasında öldükleri açıklanan bazı gönüllü istihbaratçılardan bir ekip kurularak söz konusu olayın aydınlatılması hedefleniyor. Elbette bir dış güç olan ‘şirket’e karşı da ‘çetin’ bir mücadele başlıyor. İsimsizler dizisinde yaşanan bir olayın gerçek dışı şekilde verilmesi, Teşkilat’ta hiç yaşanmamış bir olayın olmuş gibi verilmesine varıyor. Dünyadaki derin güçler, Türkiye’nin ürettiği silahlı hava aracı teknolojisinin peşinde ve bunun için ülkenin başkentinde katliam dahi yapabiliyor. Tabi burada içteki ‘teröristlerin’ desteğini almalarını da unutmamak gerekir.

İnsan kaçırırlar ama iyi insanlar

Dizide istihbaratçılardan birisi, Ankara Ulus’un ara sokaklarında takip ettiği bir kişiyi diğer istihbaratçılarla beraber siyah Transporter ile kaçırıyor. Kaçırılan kişi öncesinde telefonla konuştuğu kişiye, kendisinin bir an önce bölgeden çıkarılması gerektiğini söylüyor. Yani ‘terörist’ olduğu, ‘gizli’ işler çevirdiği ve ‘suçlu’ gibi davrandığı verilerek kaçırılması daha da meşrulaştırılıyor. Siyah Transporter meselesine dair –son süreçte çok sayıda kişinin bu şekilde kaçırılmasından kaynaklı- çok fazla söz söylendiği için, başka bir şeye dikkat çekmek gerekiyor. Söz konusu kaçırma olayındaki istihbaratçı, görev için mültecileri taşıyan bir araçtayken, kaçakçıların mültecilere kötü davranmasına öfkeleniyor ve mültecilerin yaşadığı zorluklara üzülüyor. Yani siyah Transporter ile insan kaçırırken ‘terörist’e aman vermeyen istihbaratçı, bir mültecinin durumuna üzülebilecek kadar da iyi bir insan aslında.

Dizideki saçmalıkları, neredeyse bütün ‘yabancı düşmanların’ Türkçe konuşması gibi, bir kenara bırakırsak şayet; toplumsal mücadele içinde olan kesimlere, devletin her şeyi ve herkesi kontrol edebildiği, yüksek teknolojik imkânların büyük bir üstünlük yarattığı mesajı verilmek istendiği söylenebilir.

Muktedir; İsimsizler’iyle, Teşkilat’ıyla ve de bütün teknolojik imkânlarıyla gerçeklerin üzerini örtebildiğini ya da gerçeği yeniden inşa edebildiğini sana dursun; biz de 12 yaşında 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ı hatırlamaya ve hatırlatmaya devam edelim.