'Boomer kalma'nın bir biçimsiz incelemesi

Boomer kelimesi, başta Z kuşağının 1946-1964 kuşağına (baby boomer adı verilen kuşak) karşı kullandığı mecazi olarak “geri kaldın ninecim” anlamına gelen bir kelimeyken, gittikçe hedefini genişletmiş ve her kuşaktan bireylere söylenebilir bir hale gelmiştir.

“Ok boomer!”

Her geçen gün yenilenen dijital dilimize yeni bir kalıp daha: Boomer kalmak. Bu kalıbın detaylarına göz atmadan önce “boomer” kelimesini bir tanıyalım: Boomer kelimesi, başta Z kuşağının 1946-1964 kuşağına (baby boomer adı verilen kuşak) karşı kullandığı mecazi olarak “geri kaldın ninecim” anlamına gelen bir kelimeyken, gittikçe hedefini genişletmiş ve her kuşaktan bireylere söylenebilir bir hale gelmiştir. “Ok boomer” ifadesi sosyal medya sahasında ortaya çıkmış, gerçek hayatımızın sistematiğinde ise kolayca yerini edinebilmiştir.

Yeniliklerin; yıllara, aylara değil haftalara, günlere sığdığı bu çağda, her geçen dakika, yeni bir reform çıkartıyor ortaya aslında. Sosyal medyanın da etkin gücü dolayısıyla, hangi konuda olursa olsun yapılan yenilikler adeta insanın kucağına düşüyor. Bu dinamizmi yüksek ortamda, insanlar kucaklarına düşen bu yeniliklere sarılmaktan başka çareyi bulamıyor yahut aramıyor. İnsanlar bu yeniliklere sımsıkı sarılıyor, hatta bir bütün oluyor ve yaşayışlarına adapte yetisi yüksek diğer bireylerle, hiç mola vermemişçesine devam ediyor. Bu ortamda kucaklarına düşen güncellikleri biraz incelemek, anlamak belki de anlamamak isteyen bireyler ise kendilerinden bu güncellikleri biraz uzaklaştırdıkları anda çağa ayak uyduramamış bir biçimde kalarak popüler kültür trenini kaçırıyorlar. Burası o kadar hızlı, süratli ve değişken bir ortam ki bu bireyler daha ne yaşadıklarını anlamadan bilgisiz ve yetersiz hissetmenin eşiğinde kendilerini buluyor. Bu eşiğin bir ucunda kaçan trenin keskin rüzgârı, bir diğer ucunda ise dibi sisli uçurumun çığlığı... Ha bir de bu ortamda uçurumdaki çığlığın kaynağı bireylerimiz var tabii. Tam unutuyordum onları! Bu kaynak bireylerimizin sesleri ise treni kaçıranlara geçmişi hatırlatıyor, özletiyor, yeniliklerin kötü taraflarını hiç iyi tarafları yokmuş gibicesine akıllarına sokuyor. Eşikte kalmış bireyler ise bazen “Ah, nerede o eski günler!” diyerek trenin arkasından bakarken bazen de “Ay! Aman treni kaçırıyorum.” diyerek çığlıktan kaçarak çoktan yol almış trene doğru koşuyor. O sırada trendekiler ise camdan kafalarını hafiften uzatarak “boomerlar”a el sallıyorlar. Kim bu trendekiler? Kim bu eşiktekiler? Kim bu uçurumun dibindekiler? Aslında bu soruların kesin cevapları yok. Yaşadığımız çağdaki kuşak çatışmasının bildiğimizden çok daha farklılaşmasının ve “Ok boomer” ifadesinin başta da dediğimiz gibi artık belli bir hedef kuşağının olmamasının bir sonucu bu. Tüm bunların sebebi ise şu anda değindiğimiz konuyla oldukça aynı temelli fakat aynı zamanda çok da uzak olduğundan şimdi bu konulara değinmeyeceğim. Fakat parmağımı da bir dokundurmadan geçemeyeceğimden özetle şunu diyebilirim ki: Bu yeni çağda çatışacak kuşakları çatıştıracak farklılıklar, birer birer aradan sızarak yok olmakta.

Kesin cevaplarını veremediğimiz öznesiz kalmış bu sorular için bazı genellemeler yapabilir miyiz peki? Haddimiz midir bilemem ama yapmamız önünde herhangi bir engel göremem. O zaman şöyle hafif hafif başlayayım ben bu genellemelere: İlk olarak trendeki bireylerden bahsetmek isterim. Onlar algıları diğer bireylerden daha açık ya da modernitesi diğer bireylerden daha yüksek olduğundan dolayı o trende değiller. Onlar aslında yalnızca hayatın akışında ne yaparsa yapsınlar çok da ters yüzemeyeceklerinin bilincinde bireyler. İkinci olarak uçurumun dibindekilere gelecek olursam; Onlar için sanırım nostaljinin insanda yarattığı romantizme bağımlı kişiler diyebilirim. Bazı zamanlar onların arasında olmayı istediğimi de itiraf edemeden geçemeyeceğim ama malum ki ben bir Z kuşağı kişisiyim ve bu nedenle nostaljinin romantizminin yanındaki pasif yenilik karşıtlığını, bedensel ve zihinsel özgürlüklere pranga vurulma ihtimalini, geçmişe özlemin insanda yarattığı bağımlılık ve hüzün hissiyatlarını göz önünde bulundurmak zorundayım. Zorundayım ki tren uçuruma sapmasın, trenin dümenindeki kuşaktaşlarım yollarından sapmasın. Son olarak eşikte kalmış bireylere gelirsek aslında birçoğumuzun da bu kategoride bulunduğunu görmüş oluruz. Bir yandan geçmişin teoride sıkıntıları olan fakat pratikte daha özgür, yaşanılası tarafı göze çarparken bir taraftan da geleceğin teorik anlamda daha cezbedici fakat pratikte iç karartıcı gelişi akılları karıştıran ve insanı sıkıştıran unsur olarak göze çarpıyor.

Eşiğin kapsamı ele aldığımız diğer iki metafordan da daha geniş ve daha etkin. X kuşağının yavaş yavaş yeni nesilleri anlamaya başlaması fakat geleneklerini de bir çırpıda bırakamayışı, Y kuşağının; gençliğini, yeni kuşaklara göre daha tatmin edici, dolu ve daha özgürlükçü bir çerçeve içerisinde yaşamış oluşundan kaynaklı geleceğe yönelik beklentileri ve hayal kırıklıkları, Z kuşağının; kendinden öncekileri tanıma ve kendinden sonrakileri görebilme durumundan kaynaklı vizyonunun yanında güzel günleri kaçırmış olma hissiyatıyla gelecek günleri bekleyişi... Her kuşağın kendi içerisinde bir iç çekişi... Hepsi bir arada bu eşikte. Bu eşiğin içerisinde farklı kuşakların birbirlerine baskıları yahut birbirlerine karşı suçlayıcı tavırları da doğdu tabii. Fakat tüm bunların nedenini belli bir kuşağın tavrına bağlayamayız.

Bu eşikte herkes bir etkileşim içerisinde. Bir tavır, karşısından gelen tepkiye göre geçerli bu yerde. Bu etkileşim ise özneyi ve nesneyi önemsiz kılan unsur olarak bizimle. Bu etkileşim içerisindeki kültür akışı, artık doğrusal bir düzlemden çıkmış vaziyette: 90’lar kültürü Z kuşağının çekirdeğine sızarken, Y kuşağı da Z kuşağının yenilikleri içerisinde eriyebilmekte. X kuşağı ise kendi gelenek ve göreneklerinin ana düzlemden çıkışını kabullenip, yeni kuşakların yaşam biçimlerini öğrenme çabası içinde. İşte tüm bu karmaşa ve sınırsızlık içerisinde “boomer” ifadesi başıboş bir şekilde gezmekte. Biz eskileri “boomer” kalıyor sanırken artık yeniler de eskiye karşı “boomer” kalabilmekte. Her şeyin yenileştiği, dönüştüğü bu evrende daha yeni öğrendiğimiz “boomer” kelimesi bile daha tam yeni alıştık derken değişebilmekte.

Tren, eşik ve uçurum... Aslında üçü de birbirinin tamamlayıcısı biçiminde. Sonuçta trenin rayları o eşik üzerinde iken, eşiğin eşik oluşunun sebebi ise uçurum ve tren arasında kendine yer edinebilmesinde. “Ok Boomer!” tabiri ise bu tablo içerisinde bir yerde değil, birçok yerde. Bu tabir; başta, trendekilerin geride kalmış bireylere karşı kullandıkları bir veda tabiri sanılırken, şimdi de aslında diğer kısım bireylerinin seslerinin yankılanmış hali olarak önümüze serilmekte. Sandık, yanıldık, gördük, öğrendik. Hadi yine iyiyiz, “boomer” kalmaktan son anda sıyrıldık!