Başlarken: Neden İstanbul Sözleşmesi? (1)

19 Mart 2021 tarihinde, tek bir cümle ve tek bir kişinin imzasından müteşekkil bir kararnameyle, Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Evet, ne bir meclis kararı ne de başka herhangi bir demokratik mekanizma işletilmeksizin, gece yarısı, ansızın, muhatapların haberi bile olmadan, böylesi hayati bir sözleşme Türkiye açısından yürürlükten kaldırıldı. Ancak kadınlar bunu kabullenecek değildi ve kabullenmedi.

İçerik Uyarısı: Yazı, kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve cinsel istismar konularını içerir!

Hatırı sayılır bir süredir bir “sözleşme” üzerinden Türkiye’de fırtınalar kopartılıyor. Hükümet İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım attıkça kadınlar yine yeniden tepki gösteriyor. Nitekim 19 Mart 2021 tarihinde, tek bir cümle ve tek bir kişinin imzasından müteşekkil bir kararnameyle, Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Evet, ne bir meclis kararı ne de başka herhangi bir demokratik mekanizma işletilmeksizin, gece yarısı, ansızın, muhatapların haberi bile olmadan, böylesi hayati bir sözleşme Türkiye açısından yürürlükten kaldırıldı. Ancak kadınlar bunu kabullenecek değildi ve kabullenmedi. Şimdilerde yeni bir fırtına baş gösteriyor, kadınlar haklarından da çekip aldığı o Sözleşme’den de vazgeçmiyor.

Evet, mevzu fırtına kopartmak, hem de mecburen agresif bir şekilde, zira hayatlarımız (hayatım/ hayatın/ hayatı/ hayatınız/ hayatları) mevzu bahis. Zaten tam da bu sebeple aramızdan biri katledildiğinde esip gürleyişimiz artıveriyor. Hayatlarımıza sahip çıkmak zorundayız, bir gazete sayfasında şiddet haberine mevzu olmak istemiyoruz ve bu yüzden; evet, İstanbul Sözleşmesi için fırtınalar kopartıyoruz, kopartmaya da devam edeceğiz.

Meseleyi Türkiye’den açtım ki bunun da makul sebepleri var. Türkiye Devleti, Sözleşme’yi 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalayarak bir ilke de imza atmış oldu. Ancak aynı Devlet, kendi çatısı altındaki aktivistlerin ifadelerinden, Sözleşme nezdinde kurulmuş olan denetleme mekanizmasının (GREVIO) raporuna kadar göreceğimiz gibi hızlıca imzaladığı metni uygulamadı. En nihayetinde kadınların talepleri hilafına Sözleşme’den geri çekildi.

Tesadüf bu ya (!) tam bu sıralarda ülke çapındaki erkek şiddeti vakaları ayyuka çıkmış haldeydi. Sadece basında yer alan haberlere göre 2020’de en az 284 kadın, 26 çocuk erkek şiddeti neticesinde öldürüldü. Yine en az 255 kadının ölümü şüpheli. 96 kadına tecavüz edilirken, 147 kadın tacize, 265 kız çocuğu cinsel istismara maruz kaldı ve 792 kadın şiddet nedeniyle yaralandı.[1] Bu vehim tablo 2021 yılında da karşımıza çıkıyor. Üstelik bu rakamlar, tekrar altını çizeyim, sadece basına yansıyan vakalardan müteşekkil. 

İlk imzacı Türkiye’de hâl kısaca böyle ve bu bahisle İstanbul Sözleşmesi’nin etkililiği son derece hayati(ydi). Ancak mevzu bahis olan,tüm Avrupa Konseyi ülkelerini alakadar eden, hatta emsal niteliği hasebiyle hiç de bölgesel olmayan bir sözleşme. “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlemesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, yani nam-ı diğer “İstanbul Sözleşmesi” erkek şiddetine dair bağlayıcı ilk sözleşme. Aynı zamanda Avrupa çapındaki toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve hak ihlallerine dair kapsamlı ilk metin olma özelliği taşıyor. Haliyle Avrupa’daki, hatta dolaylı da olsa dünyadaki tüm “toplumsal cinsiyet temelli” şiddete maruz kalmış ya da kalabilecek olanları, yani tüm kadınları, çocukları, LGBT+’ları, bu cihetle insan haklarını, eşitliği savunan herkesi yakından ilgilendiriyor.

Tam bu noktada Türkiye’den İsveç’e ve herkesten evvel cinsiyeti, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği (+) sebebiyle ayrımcılığa maruz kalanlara ya da kalabilecek olanlara ulaşması murat edilen bu mecra, yayın hayatına başlar başlamaz, İstanbul Sözleşmesi’nin bahsini etmek, lafa “hayatlarımızı savunuyoruz!” diye girmek istedim. Üstüne bir de Türkiye Devleti’nin tutumu eklenince meselenin ehemmiyeti de isteğim de arttı.

Sözleşme’den Önce: “Kadın Hakları” Meselesi

İnsan onuruna sahip olmanın bir gereği olarak insan haklarının herkes içinolduğu ve eşitliğin de bunun bir sonucu olduğu ifadesi insan hakları metinlerinde sıkça karşımıza çıkar. Bu noktada ister istemez şu soru akıllara gelmekte “kadın hakları” ve buna benzer kategorilere neden ihtiyaç duyulmakta? Neden farklı gruplar haklarını çekip alabilmek için ayrıca ve çoğu zaman daha fazla mücadele sarf etmek mecburiyetinde? Neden İstanbul Sözleşmesi ve benzeri metinler olmalı? Metinlere bakarsak herkes “insan”. Ancak çift (daha doğrusu çok) suretli bir mefhum olarak “insan” Tarihsel olarak değişir ve “insan” mefhumunun andaki hâlinden –muktedire olana göre- uzaklaştıkça “insan hakları”ndan da soyunursunuz. Bu soyun(durul)ma öyle bir noktaya gelir ki yaşan hakkınızın bile elinizden alınması bir mesele olmaz. Farklı cinsiyet, cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliğine sahipsenizo herkesin eşit sahip olduğu ifade edilen hakların ihlallerinin çeşidi, yoğunluğu, tesiri son derece farklı olur. “İnsan hakları”naerişim düzeyimiz biz “insanlar” için hiç de aynı değil.  Tam da bu bağlamda toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı haklarımızı savunmak, ayrımcılığa maruz kalanlar olarak hem genel olarak hem de ayrı başlıklar şeklinde haklarımızın geliştirilmesini talep ediyoruz ve buna mecburuz.

Söz konusu taleplerin yeterince karşılanmaması, uluslararası insan hakları metinleri bakımından cinsiyet eşitsizliğinin sürdürülmesi ile ilgili eleştiriler, özellikle 1980’lerden sonra feminist hukukçular tarafından daha fazla dile getirildi. “İnsan hakları”nıngereklerinin yerine getirilmesinin bir parçası olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele bu tarihten sonra daha ciddi şekilde gündeme geldi. Bunun en önemli sonuçlarından birisi de Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW) gibi sözleşmelerin, bildirgelerin yürürlüğe girmesi iken bir diğeri genel insan hakları metinlerinin kapsamının yorum ve içtihatlar yoluyla genişletilmesiydi. Bu önemli gelişmelere karşın kadına yönelik şiddete özgü, bağlayıcı bir metinin oluşturulması ciddi bir eksiklik olarak kaldı. Ta ki İstanbul Sözleşmesi’ne kadar…

Devam edecek…

[1]https://bianet.org/kadin/bianet/133354-bianet-siddet-taciz-tecavuz-cetelesi-tutuyor (Erişim Tarihi: 17 Mart 2021).

İllüstrasyon: Aslı Alpar