Seyfi Doğan: “Büyük İnsanların büyük hikâyelerini dinlemekten ve izlemekten sıkıldık”  

Media4democrasy projesi ile yayın hayatına başlayan Parr News öteki olanın, sıradan kişilerin ve hikâyelerini özneleştiren sinemanın neyi anlatmak istediğini sunuyor.

Emrah Bakır

Gazete İsveç - Anlatmak istediğimiz onların hikâyesi, yaşantısı, arzuları ve anıları. Kameranın yansıttığı imge dünyası. Sinemacı Federico Fellini’in dediği gibi, “Onda bitiş yok başlangıç yok. Onda yalnızca yaşamın sonsuz tutkusu var.”  Genç kuşağın ilgisini çeken ötekinin hayatı, birçok belgesel ve sinema filmi ile hayatlarımızda yer edinmeye başladı. Media4democrasy projesi ile yayın hayatına başlayan Parr News öteki olanın, sıradan kişilerin ve hikâyelerini özneleştiren sinemanın neyi anlatmak istediğini sunuyor. Parr News kurucusu Seyfi Doğan ile, yapmış olduğu çalışmaları ve geleceğe dair olan projelerini konuştuk.

Kendinizden, çalışmalarınızdan ve belgesel çekme hikayenizden bahseder misiniz?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu, gazeteci veya belgeselci adayıyım diyebilirim kendim için. Aynı zamanda aynı üniversitenin gazetecilik bölümünde yüksek lisans yapıyorum. Bu anlamda çeşitli çalışmalarda bulundum, son olarak ise Avrupa Birliği finansmanı ile Media4democrasy projesi kapsamında desteklenen Parr News belgesel YouTube kanalını kurdum. Tabii her ne kadar tek başıma bu desteği almış olsam da çalışmaları ortak yürüttüğümüz ekip arkadaşlarım var. Kolektif ve dayanışmacı bir ruhla üretim süreci içerisindeyiz.

Par News, hangi insanların ve nasıl muhitlerin öyküsünü anlatıyor?

Parr News’ın nasıl bir yeni medya yayıncısı olduğunu açıklamak için öncelik olarak yakın çevremizde anlamı merak edilen “Parr” ne demek sorusuna cevap vermek daha doğru olacaktır. Proje geliştirme sürecini tamamladıktan sonra ekip arkadaşım Derya Dönmez ile kuracağımız bu kanala bir isim arayışı içerisine girdik.  Vaktimiz oldukça daralmış olması ve henüz uygun bir isim bulamamış olmamız bizi oldukça komik ve klişe isimlere yönlendirmişti, neyse ki bu gaflete düşmedik. Foucault’un ‘Doğruyu Söylemek’ adlı kitabında incelediği, kısa anlamda ‘hakikati söylemek’ anlamına gelen Parrhesia kavramının kısaltmasıdır. Çok iddialı bir kavram olmasına rağmen bu kavramla, üreteceğimiz içeriklerde odaklanacağımız toplumsal, ekonomik, sosyal ve kültürel meselelerde eleştirel bir bakış açısı takınacağımızı ilan etmek istedik. Bu bağlamda proje kapsamında ilk belgesel serimizi Türkiye iç göçünün sonuçlarına odakladık. Türkiye iç göçünü köylerinde kalanlar, şehirlere gelenler ve şehirlerden yeniden köylerine dönenler olarak 3 grup üzerinde incelemenin daha kapsayıcı olacağını düşündük. Bu gruplar altında sınıflandırılacak insanların her biri farklı yeni sorunlar ile karşılaştı. Mesela göç sonrası köylerinde kalan insanlar, insansızlaşma sonrası kültürel yalnızlaşma, hizmet alamama, doğal alanlarını korumakta zorlanma ve seslerini duyuramama gibi sorunlarla tanıştı. Şehirlere gelenler ise işsizlik, güvencesiz çalışma, kültürel şok vb. sorunlarla karşılaştı. Aynı şekilde uzunca süre şehirlerde yaşayıp fakat bir şekilde bu şehirlerden köyüne dönen insanlar da birçok sorunla karşılatı. Biz ilk belgesel serisi olarak bu konuya özellikle eğilmek istedik. Çünkü odaklanacağımız temel alan “sıradan insan” olacak. Parr News olarak her insanın biricikliğine inanıyoruz, insanlara makam ve maddi durumlarından dolayı bir önem veya önemsizlik atfedilmesini doğru bulmuyoruz. Bu anlamda odaklanacağımız hikâyeler genel olarak sıradanlaşmış olağandışılık olacak. Nedir bu sıradanlaşmış olağandışılık? Mesela yakın tarihte Mersin’de 18 yaşında iş kazası geçirmiş ve ayak parmağını kaybetmiş bir inşaat işçisini ‘şehirlere gelen insanlar’ grubu altında belgesele konu ettik.18 yaşında sigortasız çalıştırılan bir lise öğrencisinin iş kazası sonrası tüm hayatı değişiyor. Defalarca ameliyat oluyor ve patronu bu süre zarfında iş kazası olduğunu söylememesi için yalanlarla kandırıyor. Bu durumun kolaylıkla sıradanlaşmasını eleştiriyoruz. 18 yaşında bir genç ayak parmağını kaybediyorsa bu durumun altında en basite indirgenmiş haliyle ekonomik etkenler vardır. Parr News olarak tam da bu noktayı açığa çıkarmak istiyoruz.

Par News, anlatmakta olduğu belgesel çalışmaları ile neyi hedeflemekte? Belgesellerin, izleyiciye ve medyaya dair nasıl bir soluk getireceğini düşünüyorsunuz?

Öncelikle daha çok yeni bir kanal olduğumuz için medyaya soluk getirme gibi bir amacımız yok. Aslında en azından bu amaçla belgeseller yapmıyoruz. Ama yukarıda dediğim gibi asıl amacımız “sıradan olanı” anlatmak. “Büyük insanların büyük hikâyelerini” dinlemekten, izlemekten sıkıldık. Bence bir şey anlatılacaksa eğer o şey bizlerin hikâyesi olmalıdır. Bu anlamda kameramızı ötekilerine çevirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Şu ana kadar 4 bölüm yayınladık ve genel hatlarıyla olumlu eleştiriler aldık fakat şunu söylemem gerekiyor; biz kendimizi hiçbir zaman tamamen olmuş olarak görmeyeceğiz. Daha fazla geliştirmek için sürekli çalışıyor olacağız. Tabii bu arada yeri gelmişken, kanalın gelecekte nasıl işleyeceğine dair fikirlerimi de söylemek istiyorum. Öncelikli olarak orta vade hedefimiz kanalın kurumsal kimliğini sağlamlaştırmak. Daha sonrasında ise yukarıda bahsettiğim perspektife sahip yetenekli arkadaşlarımıza kanalımızı açmayı düşünüyoruz. İçeriğinin tamamen kendilerinin karar verdiği ve hazırladığı belgesel, fotoğraf hikayeleri, animasyon, yazı dizileri vb. çeşitli içerikleri Parr News da yayınlamaları için ekipman desteği vereceğiz.

İnsanın kendi hikâyesini kurgulamak gücüne sahip olduğuna inananlardan olduğunu biliyorum. Hikâyeleri eşzamanlı oluşturmak nasıldır? Neler hissettirdi ya da nasıl tümseklerle karşılaştırdı?

Belgesel çekmek benim açımdan oldukça keyifli, öğretici ve beni heyecanlandıran bir şey. Belgesel çekimleri sayesinde toplumun farklı kesimlerinden insanlarla bir araya geldik, Antalya’da Yörük bir aileye misafir olduk, ayranlarını içtik, onlarla sohbetler ettik. Hemen ardından Dersim’e gittik, Kürt-Zaza Alevi insanların sofrasına konuk olduk, Hatay’da Arap ailelerle oturduk, yemeklerini yedik. Aynı şekilde Mersin ve İstanbul’da farklı etnik ve dini inançtan insanlarla bir araya geldik. Gördüğüm tek bir şey var kutuplaşma yukarıda.  Ayrıca hemen hemen herkesin üzerinde uzlaştığı tek konu ise geçim derdi. Birçok insan işsiz, işi olanlar ise olağandır çalışma şartlarında çalışıyor. Tüm bunları görünce anlatılacak veya kamerayı kuracağımız yer çok açık bir şekilde karşımızda duruyor. Parrhesia kavramına atıfla farklı mahalleden insanların üzerinde uzlaştığı bir nokta varsa hakikat oradadır. Bizde kameramızın objektifini oraya tutacağız. Tabii bu herkesin üzerinde uzlaşmadığı ama açık bir şekilde ortada duran sorunları görmezden geleceğimiz anlamına gelmiyor. Türkiye’de yükselen aşırı milliyetçi-muhafazakâr anlayışın azınlıklar ve dezavantajlı gruplar üzerinde oluşturduğu sorunları da konu edineceğiz.

“Umudumuzla Yaşıyoruz” adlı belgeselinizde, İstanbul’a farklı şehirlerden gelen ve uzun bir süredir yaşama kaygısı ile hayata tutunmaya çalışan aileleri konu aldınız. Korku, endişe, geleceğe olan güvensizlik ve en önemlisi bu süreçlerle asıl ihtiyacımız olan “umud” teması bağlamında seçtiğin konu üzerine nasıl bir çalışma yaptın ve konuyu seçme nedenin nedir?

Yaşam içerisinde bize hâkim olan psikolojik durumun mevcut politik koşullar ile ilişkisi var. Bu anlamda ‘Umudumuzla Yaşıyoruz’ belgeselinde emekçi insanların geleceğe dair karamsar olduklarını gördük. Mevcut siyasi ve ekonomik koşullarında insanlar kendilerini güvende hissetmiyor, güvensizlik içe kapanıklık ve yabancılaşma gibi sorunları beraberinde getiriyoruz. Belgeselde özellikle geleceğe dair umutlarını sorduk çünkü İstanbul gibi büyük bir metropolde yaşayıp da geleceğe dair ne hissettiklerini merak ettik. Açıkçası bu soruya karamsar bir cevap verileceğini tahmin ediyorduk. Katılımcılardan bir kişi hariç hepsi geleceğe dair umudu olmadığını söyledi. Mehmet abi ise tam tersine hem ekonomik hem de politik anlama gelecek şekilde “Yaşıyorsak Umudumuzla Yaşıyoruz” dedi ve bizim için başlık ortaya çıktı. Tabii insanlar kendiliğinden bu karamsarlığa kapılmıyorlar biraz önce dediğim gibi mevcut siyasal ortam bunun oluşmasını istiyor. Kimsenin kendini güvende hissetmediği, mutlu olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Burada sığınacağımız yer ise “Umut” oluyor. Dar bir anlamda, hiçbir şey yapmadan umut etmek anlamında söylemiyorum bunu. Biz Parr News olarak attığımız bu küçük adımın da değişim talebi olduğunu biliyoruz. Bu sebeple yola çıktık. Yol hiçbir zaman bitmeyecek ama bitmeyeceğini bile bile yürümeye devam edeceğiz.

Üniversite eğitimini bitirdikten sonra köyüne yerleşen ve orada yaşamaya karar veren genç bir veterineri konu alan “Döngü” belgeseli pastoral hikâyeciliği temsil ediyor. “Umudumuzla Yaşıyoruz” adlı çalışmanızın  tam tersi olarak,  döngü insanların şehirden kaçışlarını konu alan bir yapıt olarak duruyor. Kırsallaşma - şehirleşme ikilemi arasında, “Döngü” izleyicilerine neyi aktarmak istedi?  Ve varoluşun zorluğunu sembolik bir tarzda bize anlatıyor. Soyut kavramları belgeselde işleme fikri nereden geldi?

Döngü belgesel çalışması ise görece daha neşeli bir çalışma oldu. Umudumuzla yaşıyoruz cümlesiyle biten son belgeselden hemen sonra daha neşeli bir çalışma olması gerektiğini düşündük. Tabii orta sınıf bir bireyin hikâyesinin alt sınıfa mensup insanların hikâyesinden daha neşeli bir hikâye olması tesadüfi bir şey değil. Fakat yine de farklı kesimlerden insanları anlamaya çalışmak gerekiyor diye düşünüyorum. Burada beyaz yaka genç bir veteriner hekimin kısır bir döngü olarak şehir yaşantısından ve onun getirdiği mekanikleşmeden aniden sıkılıp köyüne dönmesini konu edindik. Bu hikâye bize şehir yaşantıları ile ilgili net fikirler veriyor. Üretime yabancılaşmış toplumlar olarak sanki bir girdap içerisinde dönüp duruyoruz. İnsan olarak ihtiyaç duyduğumuz organik ilişkilenme biçimi yerini yüzeyselliğe bırakıyor. Bu bağlamda şehir yaşantısına rest çekip, köyüne dönüp orada çalışmak, orada mesleğini yerine getirmek için uğraşan birini konu aldık.