Tüm uluslar 'eşittir', ama bazıları 'daha eşittir'

Örneklerle incelediğimiz gibi devletlerin “gerçek yüzü” hukuksal olmaktan ziyade hafif tabirle siyasi, ağır tabirle ikiyüzlüdür. En büyük başarıları ise uluslararası hukuku adaletliymiş gibi gösterebilme yeteneğine haiz olmalarıdır.

Erhan Kızıl

Kendi kaderini tayin, bağımsızlık ve tanınma olguları öteden beri uluslararası hukukun tartışmalı konularının başında gelmiştir. Öncelikli olarak Batılı büyük güçlerin, ikincil olarak ulus-devletlerin kural koyucu pozisyonunda bulunduğu uluslararası hukukun/siyasetin bu konuları, ulus-devletlerin çıkar ve amaçlarına uygun olarak daima kanalize edilmiştir. Uluslararası hukukun araçsalaştırılmasıyla, önceden kurulmuş ulus-devletlerin/egemen ulusların varlıkları garanti altına alınarak meşrulaştırılmaya çalışılsa da, tarih aynı zamanda çifte standartlarla doludur. Herkese karşı eşit olarak tanımlanan bir hakkın, herkese eşit olarak uygulanmasıyla adalet güvenini sağlamak ancak mümkündür. Ancak modern dünyada uluslararası hukuk her ne kadar bu iddiaya sahip olsa da, tarihi başarısız örneklerle doludur. Bu çalışmada bu örneklerden biri olan ‘ayrılma’ olgusunun çift yüzlerini, Kürtlerin aleyhine olan bu durumu, incelemeye çalışacağız.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 2017 yılında gerçekleştirdiği bağımsızlık referandumu uluslararası hukuka ‘uygunsuzluğu’ ciddi bir süre tartışılmış ve tartışılmaya devam edilmektedir. Ortadoğu’da kendi kaderini tayin edemeyen en büyük nüfusa sahip ulus olan Kürtler; Arap Baharı ile beraber, Irak devletinin fiilen çökmesi ve işlevsiz kalmasıyla bağımsızlık hayallerine hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştırlar. Irak’ın içinde bulunduğu kaos, IŞİD’in Musul’u işgal etmesi, Irak ordusunun örgüt ile mukavemet edemeyerek çoğu bölgeden IŞİD ile savaşmadan çekilmesi ve halkını koruyamaması devletin egemenlik hüviyetini kaybettiğinin açık göstergesidir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kendi bölgelerinde kurdukları etkin hâkimiyet ve IŞİD’e karşı verdikleri mücadele ise Irak hükümetinin tam zıddıydı. Bunun üzerine Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Irak Merkezi Hükümeti’nin federal şartları yerine getirmediği ve Irak Anayasası’nda ayrılığı engelleyecek herhangi bir hüküm bulunmadığını gerekçe göstererek bağımsızlık referandumuna gitmiştir. 25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumunda katılma oranı %72 olmuş ve halkın %93.73’i ise kendi kaderini tayin hakkını bağımsızlık yönünde kullanmıştır.

Ancak referanduma Türkiye ve İran başta olmak üzere uluslararası toplum, Irak Anayasası’nın özerk bölgelere bağımsızlık hakkı tanımadığını ve Irak Hükümeti’nin rızasının olmadığını gerekçe göstererek, eyleme şiddetle karşı çıkmışlardır.  Oysa ki bu yöndeki bağımsızlık ilanları, Soğuk Savaş boyunca Güney Rodezya ve Bangladeş gibi ‘istisnai’ olarak değerlendirilebilecek haller bulunsa da, Soğuk Savaş sonrası dönemde gayet ‘olağan’ hale dönüşmüştür. Yugoslavya ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla toplam 21 yeni devletin kurulması;  Eritre, Doğu Timor, Kosova ve Güney Sudan gibi çok sayıda ‘olağan’ örnek tarihe geçse de, Irak Kürtlerinin 2017’deki bağımsızlık kararı, uluslararası toplum tarafından destek alamamıştır.

1971’de Bangladeş Pakistan’dan ayrılarak kendi kaderini tayin ettiğinde, ayrılma gerekçesi en başta; etnik menşe, ortak dil ve müşterek kültür mirası olarak Bangladeş’in Pakistan’dan ayrı bir ulus olduğu olgusuna dayandırılmıştır.  Zira Bangladeş ayrıldığında, 73 milyon nüfusuyla halk Bengalce dilini konuşurken, Pakistan’ın dili Urducadır. Kültürel ve coğrafi olarak da iki bölgenin farklılıkları bir hayli belirgindir. Bu noktada Kürtlerle kıyasladığımızda, Bangladeşlilerle Kürtlerin herhangi bir farklılığı bulunmamaktadır. Keza Kürtler ırk olarak Araplardan farklı olup,  Araplar Arapça dilini konuşurken Kürtler Kürtçe konuşmaktadır. İki ulus arasındaki kültürel ve coğrafi farklılıklar ise bir hayli açıktır.

Diğer bir yandan Eritre’nin Etiyopya’dan ayrılması açık bir örnek olarak durmaktadır. Eritre Özgürlük Cephesinin (ELF) yaklaşık 30 yıllık bağımsızlık mücadelesi sonrası 1993’da Eritre halkı kaderini ayrı bir devlet kurmak üzere tayin etmiş ve bağımsızlığını ilan etmiştir. Kısa bir süre zarfında uluslararası camiada tanınan Eritre Cumhuriyeti, BM’ye da üye olarak kabul edilmiştir. Eritre’nin bağımsızlığını savunan temel tezlerden birisi, sömürgecilik öncesi iki ülkeyi kapsayan bir ulus-devletin olmamasıdır. Kürtleri bu örnekle kıyasladığımızda, Irak’ın da bağımsızlık öncesi bir sömürge olduğu ve tüm bölgeyi kapsayan bir ulus-devletin olmadığı açıktır.

Bu konuda bir başka süreç ise Yugoslavya’nın parçalanma sürecidir. Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde önemli bir rol oynayan Baditer Komisyonu’nun ele aldığı ilk konu, ‘bağımsızlığını ilan eden cumhuriyetlerin Yugoslavya’dan ayrıldığı mı yoksa Yugoslavya’nın parçalandığı mı’ sorusudur. Bu soruya verilen cevap hayati önem taşımaktadır, zira tek taraflı ayrılma eyleminin “meşru” görülmediği uluslararası hukukta, Yugoslavya’dan ayrılacak olan devletlerin bağımsızlık ilanları meşru kabul edilemezdi. Bu bağlamda merkez ordunun, ülke bütünlüğünü sağlamak adına şiddete başvurması mümkün olabilecekti. Ancak Komisyon verdiği 1 Numaralı Görüş’te, federe cumhuriyetlerin ayrılmadığını, Yugoslavya’nın filen işlevsiz kaldığını ve parçalandığını belirtmiştir. Buna gerekçe olarak Konsey, Federal Konsey, Federal Başkanlık, Cumhuriyet ve Otonom Konseyleri, Anayasa Mahkemesi ile Federal Ordu gibi devletin temel organlarının işlevini yerine getirmediğini, etnik gruplar arasındaki silahlı çatışmaların büyük kayıplara neden olduğunu ve devletin bunlara engel olamadığını belirterek, Yugoslavya’nın dağıldığı görüşünü benimsemiştir. Oysaki Kürtler referanduma gittiği zaman, Irak’ın durumu hiç de bundan farklı değildi. Irak Federe Devleti bu süreçte, egemenlikten yoksun ve tamamen çökmüştür

Kosova ise başka bir örnek olarak daha dün gibi ortada olup durumları ise hiç de Kürtlerden farklı değildir. Arnavutlar Kosova’da tam bağımsızlık istediğinde, Sırplar buna karşı çıkmış ve Kosova’ya geniş ve demokratik özerklik seçeneği sunmuştur. Yani Sırbistan’ın rızası yoktur ve Yugoslavya Anayasası özerk bölgelere, ayrılma hakkını tanımamaktadır.  Ama yine de Kosova Meclisi 17 Şubat 2008’de tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Sırplar Kosova’nın bağımsızlığını uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle tanımazken; ABD, İngiltere, Fransa ve Türkiye başta olmak üzere 114 devlet tanımıştır. Ancak Kosovalılarla nerdeyse aynı süreçleri yaşayan Kürtler, 2017 referandumunda uluslararası toplumda inanılmaz bir tepkiyle karşılaşmıştır.

Örneklerle incelediğimiz gibi devletlerin “gerçek yüzü” hukuksal olmaktan ziyade hafif tabirle siyasi, ağır tabirle ikiyüzlüdür. En büyük başarıları ise uluslararası hukuku adaletliymiş gibi gösterebilme yeteneğine haiz olmalarıdır. Bu kendinden olana hak, olmayana müstahak anlayışı modern devletlerin en tipik özelliğidir. Dolayısıyla devletlerin Kürtler üzerindeki bu ikircikli tutumu insana; ‘tüm uluslar eşittir, ama bazıları daha mı eşittir’ sorgulamasını yaptırmaktadır.

(Özgür Köşe'deki yazılarda bulunan ifadeler yazarına aittir. Gazete İsveç'in editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.)